Aşk Başlar, Yaşanır ve Biter Mi ?

Aşk büyük bir tutkuyla başlar ama her zaman hazin bir sonla biter. İşin özü, lafın kısası : Her aşk biter. Bu aşkın en acı yanı. Başka acı yanları da var tabi. Karşılıksız aşk, imkansız aşk, sonu belli aşk, mutlu aşk….Aşk da aşk.. Bir de 2 arada 1 derede aşk. O nasıl oluyor demeyin. Pek çoğumuzun yaşadığı aşk işte bu aşk. Tutarsız, çelişkide, iyi mi yoksa kötü mü olduğunu bilemediğimiz ama yaşadığımız o aşk..

Bazen onu deli gibi severiz, bazen ondan nefret ederiz. Bazen aşkımız canımız, bazen en uzağımız.. Ona olan aşkımızdan ne kadar eminiz ? Aşkımızı giç sorguladık mı ? Gelin hep beraber yaşadığımız aşkları sorgulayalım ve bir sonuç çıkaralım.

Aşkımızdan eminsek sorun yok ama eğer arada derede bir yerlerde kararsız bir şeyler varsa, en kısa zamanda karar vermek en iyisi bence.

Tutarsızlık: Arada kalmış ilişkilerdeki duygu, düşünce ve davranışlarda ahenksizlik ve tutarsızlık vardır. İlişkiden emin olmanın vereceği huzur ve derin mutluluk hissi yerine; yüzeysel ve zorlama yaşanan keyifli anlar ve ani çöküşler, düşünsel-duygusal paylaşımın yetersizliğinden oluşan ‘sıkılma’ gibi duygu-durumlar yaşanır. İlişki spontan bir şekilde akmıyordur; tartışmalarla veya sürekli faaliyetler (geziler vs) planlayarak, ilişkiyi siz (biriniz veya ikiniz birden) sürüklüyorsunuzdur.

‘Zorlama’ romantizm: Arada kalmış ilişkilerde (bir taraf veya her iki taraf için), bir ilişkide beklenebilecek temel jestler yapılırken zorlanılır, ‘unutarak’ yapılmaz veya sanki bir görevmiş hissi vererek rutine bağlanır. Özen göstermiyorsa durumu normalleştirmeye çalışırsınız (örneğin; “el ele tutuşmayı sevmemesi normal” veya “her hafta sonu buluşmaya bence de gerek yok” gibi…). Rutine bağlanan jestler ise sıkıntı verir. Her iki durumda da, aslında işlerin yolunda gitmediğini hissedersiniz.

Başkasına yakıştırmak: Yanlış bir yapbozun parçalarını zorla birbirine eklemeye çalışmak gibi, arada kalmış bir ilişkideki kişiler de (biri veya ikisi; kendini ona veya onu kendine) birbirlerine tam olarak yakışmadıklarını hissederler. ‘Birini kendine yakıştırmak’, o kişinin yüz-vücut ifadesinden, değer yargılarından, davranışlarından ve bunlarla oluşan duygulardan etkilenebilir. O kişiyi beğenseniz bile, sanki olması gereken yer, sizin yanınız değildir.

Gelecek hayalleri: O kişinin annelik/babalık için yetersiz olduğunu düşünmeyebilirsiniz de, kendi çocuğunuzun anne/babası olarak içinize sindiremezsiniz. Onu, yaşlılığınızda birlikte yaşayacağınız, birbirinize bakmak zorunda kalabileceğiniz zamanların hayaline bir türlü oturtamazsınız; sabır, emek ve güçlü sevgi gerektiren fedakârlıklara yeterince motive olamayacağını düşünürsünüz.

Çevre ve ilişkiler: Arada kalmış ilişkilerde, birbirinizin arkadaşlarıyla görüşmeye (biriniz veya ikiniz birden) gönülsüz olursunuz. Başkalarının yanında abartılı bir ilgi sergileyip yalnızken soğuk olmak veya başkalarının yanında sanki hiç birliktelik yaşanmıyormuş hissi verecek kadar kopuk olmak…gibi. Bunlar, o ilişkiye ait olma hissinin yapay bir şekilde zorlanmasından, başkalarının yanında maskelenemeyecek kadar yetersiz (saygı, sevgi, tutku) duyguların olmasından kaynaklanabilir.

Arada kalmış ilişkiye neden ısrarla devam edilir?

‘Uygunluk’ kriteri: ‘Birbirimize ailevi-mesleki-eğitim yönlerinden o kadar uyuyorduk ki…’ diye düşünen bir kişi (veya çift), ilişkinin ayrıntılarında gizlenen ve ilişkiyi ‘arada bırakan’ özellikleri azımsayabilir. Karşılıklı uygunluk düzeyinin fazla olmasına rağmen taşlar bir türlü yerine oturmuyorsa, aslında önemli olan ancak önemsizleştirmeye çalışılan ayrıntılar, alttan alta o ilişkinin temellerini çürütebilir. Bu ayrıntılar, çift arasında açıklıkla ele alınmalıdır.

‘O benim kısmetim’ kodlaması: Kişiler kendi beklentilerini, duygularını, değer yargılarını azımsayıp, ‘sihirli bir zaman diliminde’ karşılarına çıkan kişinin ‘o kişi’ olduğu düşüncesine saplanırlarsa, arada kalmış bir ilişkiyi sürdürmekte ısrar edebilirler. O ilişkiyi duygusal yakınlık hissi/değer yargılarındaki uyuşma vb. konularında değerlendirmeden, sadece ‘tam da beklediğim zamanda karşıma çıktı, yaşım ilerlemeden zaman kaybetmeyeyim’ düşüncesine dayanılırsa, iteklenen bir ilişkide daha fazla zaman kaybedilir.

‘Ben bırakmam, o bıraksın’ kodlaması: Arada kalmış bir ilişkide, beğeni düzeyi daha az olan kişi, karşı tarafın ilgisine alışıyorsa ve bundan bir tür ego-tatmini yaşıyorsa, ilişkiyi akışına bırakarak ‘ben bırakmam, ne olursa zamanı gelince olur’ diyebilir. Kadınlarda daha sıklıkla gözlenen, ‘kadın erkeği bırakırsa gelecekte yalnız kalır ve bu yalnızlık onun suçu olur’ kültürel kodlamasıdır; bu, arada kaldığı bilinen bir ilişkinin ısrarla sürdürülmesine yol açabilir.

Duygusal olgunlaşmanın yetersizliği: Duyguların yeterince olgunlaşmadığı durumlarda, karşımızdaki kişinin bize nasıl davrandığı, bizim ona hangi duyguları niye hissettiğimiz gibi konuları derinlemesine irdelemeyiz. Onun görüntüsünü beğenmiş olabiliriniz ve hissettiğiniz tutku duygusunu ‘aşk’ olarak yorumlayarak, size olan duygu ve davranışlarındaki kopuklukları görmezden gelmeye çalışabilirsiniz. ‘Sevgi/aşk/beğeni/değer yargıları’ konusunda duygusal olgunlaşmamız ilerledikçe ve kişisel senaryolarımızın farkına vardıkça, duygusal ilişkilerde bu tür ‘takılmalar’ yaşama olasılığımız azalır.

Kişisel senaryolar: Kişinin, yeterince motive olamadığı bir ilişkiden çıkamaması ‘kendini feda et ama başkalarını asla üzme’ şeklinde gelişmiş kişisel senaryosuyla ilişkili olabilir. ‘Kurtarıcı’ rolünü, farkında olmadan benimsemesi de, diğer olasılıktır. Karşı tarafın ilgisinin yetersiz olduğunu hissetmesine karşın o ilişkiyi ısrarla sürdüren bir başka kişi ise, ‘benim bir ilişkide o kadar da mutlu olmama gerek yok’ gibi bir kişisel senaryoda takılmış olabilir. Bu kişinin duygusal ilişkilerinde kendini tanımladığı rol ‘kurban’ olabilir. Erken yaşlarda ciddi ayrılıklar yaşamış olanlar veya ebeveynleriyle bağımlılık ilişkileri sürenler de, arada kalmış ilişkilerden kopmakta zorlanabilirler.

Ne yapmalı?

İlişkinizin arada kalmış olup olmadığını anlamak, zamanla veya ani gelişen olaylarla duyguların netleşmesi ile gerçekleşebilir. İlişkinin bütününü ve ilişkilerdeki benzer tutumlarınızı değerlendirmek için psikoterapiden faydalanabileceğiniz gibi, ‘gerçekten onu mu istiyorum, bu ilişkiyi sürdürmeyi bir ‘başarı’ olarak kabul edip hırs haline mi getirdim, yoksa yalnız kalmaktan mı korkuyorum’ gibi sorulara cevap aramak işe yarayabilir.

İvillage